Proofreading & Editing
Fiyat Al

[email protected]
‪+1-949-391-7378‬

English Proofreading & Editing
Fiyat Al

[email protected]
‪+1-949-391-7378‬

English Proofreading & Editing

Akademik Yayın Yapmak Neden Bu Kadar Zor?

Academic Proofreading


Makale yayınlarken yapılan 4 büyük hata

SCI, SSCI ve AHCI listelerinde bulunan dergilerde yayın yapmak, özellikle de mesleğe yeni adım atmış, genç akademisyenler tarafından neredeyse imkansız olarak görülür. Peki bu zor olarak görülen fakat imkansız olmayan durum nasıl gerçeğe dönüştürülebilir? Bu yazımızda sizlere makale yayınlama sürecinde yapılan 4 büyük hatadan bahsedeceğiz.

Şu hikaye sizlere tanıdık gelmiyor mu? Akademik kariyerine büyük ideallerle başlayan genç akademisyen, azimle ve büyük emek vererek yazdığı makalelerini kendi alanında otorite olarak kabul edilen dergilere gönderir.

Maalesef bu makaleler ya editör tarafından hakemlere gönderilmeden direkt reddedilir ya da hakemlere gönderilir ve 4-5 ay sonra hakemler tarafından reddedilir.

Alanında ilginç fikirlere sahip olduğunu düşünen akademisyen hayal kırıklığına uğramış ve azmi kırılmıştır. Burada önemli olan soru şudur:Makaleleri neden reddedilmiştir?

Bazen akademisyenler bu soruyu kendine sormakla kalmaz, cesaretini toplayıp dergilerin editörlerine de sorar. Gelen cevap aklındaki belirsizliği gidermez. Akademik yayıncılığı iyi bilen şunu da bilir ki reddedilme sebebi olarak genelde muğlak ifadeler kullanılır. Hakemler ve editörler genelde "Makaleniz dergimiz için yeterli değil" gibi yanıtlar verirler. Peki, makalenin yeterli olabilmesi için neler yapılabilir? Makale nasıl yazılsa kabul edilecektir? Bu tarz sorulara somut bir cevap vermezler.

Zaten dergide hakemlik veya editörlük yapan insanlar bu emekleri karşılığında para kazanmadıkları için yazarlarla ve özellikle reddedilen yazarlarla çok da uğraşabilecek durumda değillerdir.

Asıl sebebi anlamak için işin içinde uzun yıllar geçirmiş olmak ve akademik dünyada uzun yıllar deneyim kazanmak gerekir. Ya da Kuttura Blog’unu okumak.

Şimdi sizlere kaliteli dergilerde akademik yayın yapmanın neden bu kadar zor olduğunu ve sıkça yapılan hataları madde madde anlatalım:

1. Yenilikte noksanlık: Dergilere gönderilen yazıların çok büyük bir bölümü ortaya bir yenilik koymuyor.


Dünle beraber gitti, cancağızım,
Ne kadar söz varsa düne ait.
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.
Mevlana

Bilim denilen şey, sürekli olarak orijinallik ve yenilikle beslenen bir uğraş. Bilim insanı, araştırmalarında hep yeninin peşindedir. Akademisyenler yeni bir şey bulduklarında bunu yazıya dökerler ve bunu başkaları ile paylaşırlar. Yani akademik yayıncılığın asıl hedefi orijinal bulgunun - bu bir deney olur, fikir olur, veya problemin çözümü olur - başkaları ile paylaşılmasıdır.

İdeal olarak doçentlik, profesörlük ve benzeri ünvanlar, akademisyenler araştırma yaparken "kendiliğinden" oluşan şeyler olmalıdır. Ben profesör olacağım ve bunun karizmasından, kapitalinden yararlanacağım gibi bir hedefle akademik üretim yapılmaz. Araştırma konusunun araştırmacıda gerçekten merak uyandırması esastır. Ancak bu koşullarda yenilikçi bir sonuç elde edilir ve kaliteli dergilerde yer alabilecek bir yazı yazılabilir.

Kısacası kaliteli dergilerde yayın yapabilmek için cevaplanması gereken en önemli soru şudur: "Bu makale alanımda yeni bir bulgu ortaya koyuyor mu?" Genç akademisyenler bu sorunun cevabına ancak "evet" yanıtını verebildiklerinde yazılarını dergilere göndermeliler. Eğer cevapları "hayır" ise o yeniliği aramaya devam etmelilerdir. Akademik yayın sahibi olmak bir azim işidir, asla vazgeçmeyin!

Yeniyi arayan genç akademisyenlerin araştırma yapmadan önce ve araştırma süresince yapmaları gereken çok önemli bir şey vardır. O da üzerinde çalıştıkları konu ile ilgili çıkan yazıları dikkatlice okumak ve yazdıkları makalede geçmişte yazılan yazılarla ilişki kurmak.

Örnegin, Pisum sativum bitkisiyle ilgili olarak bir makale yazıyorsanız, o bitki ile ilgili yapılmış çalışmaları çok ama çok iyi bilmeniz gerekir. O bitki ile ilgili olarak hala söylenmemiş bir söz farkettiyseniz o söyleyeceğiniz sözlerin kaliteli dergilerde yayınlanma ihtimali yüksektir. Tecrübeli akademisyenlerin makalelerinin büyük dergilerde yayınlanma ihtimalleri daha yüksektir çünkü alanlarında deneyimli bu insanlar eskiyi (yayınlanmış olanı) ve yeniyi (henüz söylenmemiş sözü) daha iyi bilirler.

Alanınızda yenilikçi bir fikir ortaya koymanız icin unutmamanız gereken şeylerden biri de önceden yapılmış çalışmalara yeteri kadar vakit ayırmaktır. Geçmişi ihmal edilerek yazılan yazılar haliyle orijinallikten uzak olmakta ve hızlıca reddedilmektedir.

2. Hedef dergi doğru seçilmiyor.


Yukarıda genç akademisyenlerin çokça araştırma yapmaları gerektiğinden bahsetmiştik. Bol okuyan akademisyenler, hangi fikrin hangi dergide yayınlanabileceğini de sezgisel olarak bileceklerdir. Yeterince okumayan akademisyenler ise genelde ilginç bir fikre sahip olduklarını düşündüklerinde o fikrin üzerine bir makale yazıyorlar ve tecrübeli akademisyenlerin aksine ismi en bilinen dergiye gönderiyorlar. Yani makalesinin en fazla başarıya, en "büyük" dergide yayınlanırsa ulaşabileceğini düşünüyorlar.

Ne yazık ki bu düşünce yanlış. Akademik yayıncılıkta dergilerin çoğunluğunun oldukça spesifik yayın alanları mevcuttur. Her biyoloji dergisi, her biyoloji bulgusuyla ilgilenmediği gibi, her felsefe dergisi de her felsefi sorun ile ilgilenmez. Günümüzün popüler deyimi ile akademik dergiler belli niş'lere hizmet eder. Yeni kurulan dergiler de eski dergilerin unuttuğu veya pek önemsemediği alt alanlara odaklanıyor.

Siz akademisyen olarak çok okursanız, hangi derginin hangi konuya odaklandığını ve ne tür makaleler yayınladıklarını daha iyi bilirsiniz. Ona göre yazdığınız yazının hangi dergide yayınlanma ihtimali olduğunu da daha iyi tahmin edebilirsiniz. Çok okumazsanız, dergilerin niş'lerini bilmez, yazınızı alanda büyük görülen dergilerden birine gönderip hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz.

Kısacası çok okumak sizlere sadece orijinallik hususunda değil, aynı zamanda dergileri tanıyıp doğru dergiyi seçme konusunda da yardımcı olacaktır.

3. Dergilerin kuralları göz ardı ediliyor.

Bol yayın yapan her akademisyen bilir ki, her derginin farklı kuralı vardır. Dergiler bu kuralları internet sitelerinde "Information for Authors" gibi başlıklar altında yazarlara sunarlar. Bazen bu kurallar bir kitap kalınlığındadır ve dergiler yazarlardan bu kurallara yüzde yüz uyum beklemektedirler.

Yayın yapmak isteyen her akademisyenin orijinal bir fikre ulaştıktan ve doğru dergiyi seçtikten sonra yapması gereken en önemli şey; yazısını derginin kurallarına uygun bir biçimde hazırlamasıdır. Özellikle yazının içeriği ve sunumu ile ilgili kurallar olmazsa olmazdır. Örneğin, birçok dergi IMRaD yani Introduction, Methods, Results, and Discussion şeklinde bir sıralama beklerken, kimi dergiler de makalelerin şu sıralama ile yazılmasını beklerler:

Introduction – Results – Discussion – Methods
Introduction – Definition(s) – Theorem/Lemma – Proof
Introduction – Model – First Results – Analysis Method – Result – Analysis Method – Result – Discussion/Conclusion

Sadece sıralama değildir derginin yazarlardan beklediği. Referans listesi konusunda örnek referans verip, referansların o örneklere uygun olması beklenir. Belli bir yazı tipini ve büyüklüğünü de şart koşan dergiler bulunmaktadır.

Yazınız kabul edildikten sonra metin yayınevi tarafından son bir teknik kontrol için size gönderilecektir. Sorunlar ya onlar tarafından düzeltilecek ya da sizden tekrar düzeltmeler yapmanızı isteyeceklerdir. Yalnız siz yine de bu sürece güvenerek derginin kurallarına uymayan bir metin göndermeyin. Zira bunu fark eden editörler yazınızı teknik sebeplerle okumadan reddedebilir veya önce yazınızı bizim dergimize uygun hale getirip sonra "submit" edin diyebilirler. Yazınızın hakemlere gönderilmeden kötü bir izlenim bırakmasını istemezsiniz değil mi?

Kısacası, derginin sizden ne istediğini en iyi şekilde okuyup öğrenin ki teknik sebeplerle yazınız reddedilmesin.

4. Dilde kusur, fikirde kusurdur.


Bunu anlatmak pek kolay değil, fakat dil kusurlarının fikir kusuru gibi görülmesi durumu var akademik dünyada. Yazıda dilin en büyük işlevi temsildir hiç şüphesiz. Bir makale, bir fikri temsil eder. Makalenin içindeki paragraflar ve cümleler de fikrin parçalarını temsil eder. Fikir ile bunu temsil eden dilin birbirine uyması gerekir. Makale anadilde değil de başka bir dilde yazılıyorsa, fikir ve dili birbirine uydurmak çok ama çok daha güçtür. Çünkü yabancı bir dili insan ne kadar iyi bilirse bilsin, kelimelerin temsil gücü söz konusu olduğunda hep bir boşluk kalacaktır.

Bir fikri o dilde en iyi şekilde temsil edebilmek için o dili çok ama çok iyi bilmek gerekir. Akademik yayıncılıkta beklenen tam da budur: Akademisyenlerin yazı yazdıkları dili en iyi şekilde bildikleri varsayılır. Bir akademisyen olarak fikirleriniz, deneyleriniz her ne kadar ilginç olsa da uygun bir dille yazılmadığı (lengüistik olarak iyi şekilde temsil edilmediği) sürece kötü sayılır ve yayın yapmanızı zorlaştırır. Bu akademik dünyada uzunca bir süredir bilinen bir gerçek. İşte iki örnek: 1 ve 2

Dilin önemini bir örnekle açıklayalım. Aşağıdaki iki cümle ortografik olarak birbirine çok yakındır. Aralarında tek fark vardır, o da kalınlaştırılmış olan kelimedeki ilk harfleri:

Remdesivir is known to be an effective cure against Covid-19.
Remdesivir is known to be an affective cure against Covid-19.

Birisinde kullanılan kelime “effective”, diğerinde ise “affective”. İkisi de dilbilgisi kurallarına uygundur. Yalnız anlam olarak birbirinden çok uzaktadır bu kelimeler. Çevirileri üzerinden incelersek, ilk cümle Remdevisir'in Covid-19'a karşı etkili olduğunu söylerken, ikinci cümle Remdevisir'in Covid-19'a karşı duyuşsal veya duygusal oldugunu söylemektedir. Haliyle ikinci cümle aslında pek de mantıklı değil. Siz effective ile affective'i karıştırdıysanız ve ilki yerine ikinci kelimeyi makalenize koyduysanız, dergi editörleri ve hakemlerinin vereceği tepki şu değildir:

“Bu yazar dilde bir hata yaptı, sanırım effective demek istedi ama affective yazdı. En iyisi affective kelimesini effective olarak anlayıp okumaya devam edelim, sorun değil.”

Verilecek tepki yüksek bir ihtimalle şöyle olacaktır:

“Bu yazar affective dediğine göre, makalenin ileriki aşamalarında Remdesivir'in duygusal veya duyuşsal etkileri üzerine bir şeyler yazacak.” Ne yazık ki makalenin ilerleyen kısımlarında bunu göremediklerinde de red cevabını vereceklerdir.

Anadiliniz olmayan bir dile tam olarak hakim degilseniz, makalenizde anlamı bozacak dil hatalarının olma ihtimali çok ama çok yüksektir.

Sonuç
SCI, SSCI ve AHCI listelerinde bulunan dergilerde yayın yapmanın zorluğu akademik dünyaya adım atmış olan veya atmak isteyen herkesi yakinen ilgilendiren bir husus. Bu süreçte yapılan birçok hata, akademik yayıncılığın yazılı olmayan kuralları bilindiği takdirde kolayca engellenebilir.

Kuttura Proofreading & Editing olarak bugüne kadar onlarca akademisyeni makale yayınlama serüvenlerinde destekledik. Kuttura İngilizce düzeltme ve redaksiyon hizmetleri ile sizlere bu uzun yolda her zaman en iyi ve kaliteli makale hizmetleri sunmayı hedefliyoruz.